Polonya cağdaş güzel sanatları

 

 

XX. yüzyılda Polonya’daki büyük siyasi dönüm noktaları genelde Polonya sanatındaki temel değişiklerle birlikte geliyordu. Polonya’nın 1918’de bağımsızlığına yeniden kavuşması ve II. Cumhuriyet’inin doğumu, sanatta başta avangard olmak üzere öncü akımların ortaya çıktığı zamanda gerçekleşmişti. Ellili yılların başı ( sanatta komünist iktidar tarafından zorla uygulatılan sosyalist gerçekçiliğin / socrealizm / ) ve önemli bir yıl olan1955 ( Stalin’in ölümünden sonraki siyasi gevşeme – buzların erimesi ) ; bunlar Polonya sanatında bir sonraki dönüm noktalarıdır, ve bu dönün noktaları Stalinizm döneminden sonraki tüm çeyrek asır için – bu defa “ modern “ diye adlandırılan – en önemli stratejileri tesbit ediyordu. Tüm komünist bloğunda ilk ve tek bağımsız “ Dayanışma “ ‘nın / Solidarnosc / İşçi Sendikası’nın kurulması ve komünist iktidarın ilan ettiği sıkı yönetim (1981-1982), tüm Avrupa kültürünü ( Polonya kültürü de dahil olmak üzere ) kapsayan post-modernist bunalım ile birlikte üst üste aynı döneme denk gelmiştir. Ancak 1989 yılındaki siyasi devrim – komünist sistemden demokratik sisteme kansız bir şekilde geçilmesi ve III. Cumhuriyet’inin başlangıcı – sanki önceki geleneklere aykırı olarak sanatçılarının tutumunda bazı değişikliklere yol açmış, fakat onların karakterlerini fazla etkilememiştir. Berlin Duvarı’nın çöküşü ve Doğu Avrupa ülkelerinin komünizm hakimiyetinden kurtulması ( bunun en önemli ve böyle bir sonuca getiren etkenlerinden biri, on yıl süren Polonyalı ” Dayanışma ” ‘nın / Solidarnosc / direnişidir ) ile birlikte, bir taraftan özerk ve bağımsız, diğer taraftan ise çok dikkatli ve ödün vermez bir şekilde seksenli yıllarda ulusal bilincin şekillendirilmesinde rol oynayan Polonya sanatı, günlük siyasi sorunlarla artık ilgilenmemeye başlamıştır. Bu, doksanlı yılların Polonya sanatının en önemli özellikleri arasında gösterilebilir, ancak o dönemin Polonya sanatı en az orta yaşlı, seksenli yıllarda sanat hayatlarına başlayan ve hem avangard hem de neo-avangard geleneklere bağlı kalan olgun sanatçıların eserlerinin hakimiyetindedir.

” Birinci ” ve ” İkinci ” Avangard

Seksenli yıllarda sanat hayatlarına atılan neslin yaratıcılığı Polonya’da şimdiye kadar geçerli olan sanatsal geleneklerin yeniden değerlendirilmesine ve köklü değişimlere sebep olmuştur. Öncellikle, bugüne kadar Polonya’da olağanüstü güçlü olan – özellikle sanatçı bir karı – koca çiftin : ressam, tasarımcı ve teorisyen olan Wladyslaw Strzeminski (1893 – 1952) ve heykeltraş eşi Katarzyna Kobro (1889 – 1952) ‘nun sayesinde – avangard geleneklerini değiştirmiştir. Strzeminski’nin ressamlıktaki “ unizm “ ve Kobro’nun konstrüksiyonu olan mekan – zaman ritminin kavramları kalıcı olarak Batı Avrupa’nın klasik, ” Birinci ” Avangard tarihine yerleşmiştir. Son birkaç on yıllık dönemin Polonya’sında, bu klasik avangard sanatının bu günlere dek faaliyet gösteren en önemli iki kalesi vardır : Lodz’daki Sanat Müzesi / Muzeum Sztuki w Lodzi / ve Varşova’daki ” Foksal ” Sanat Galerisi. Bu galerinin 1966 yılındaki açılışı, altmışlı yıllarda avangard geleneklerinin yenilenmesi neticesinde neo-avangard veya diğer sözcüklerle ” İkinci Avangard “ şeklini alması ile bağlıdır.

Seksenli yıllarda sadece yeniden keşfedilen klasik avangard değil, aynı zamanda altmışlı ve yetmişli yılların neo-avangard sanatçılarının tecrübeleri, sanat hayatına henüz başlayan sanatçılara yeni bir yönü göstermiştir. Miroslaw Balka (d.y. 1958) ve Krzysztof Bednarski (d.y. 1953) gibi genç heykeltraşlar sanatçılar, ” Fluxus ” adındaki neo-avangard akımın kurucusu ve maddeyi dramatik bir şekilde yorumlayan Alman heykeltraş Joseph Beuys’un toplum bilimi teorilerine direkt olarak göndermeler yapıyorlardı. 1981 yılında Joseph Beuys, ” Polentransport ” adındaki eserlerinin koleksiyonunu Lodz’daki Sanat Müzesine armağan etmiştir ve bundan dolayı kendi sanatına ilgisini arttırmayı başarmıştır.

Yetmişli ve seksenli yılların dönüm noktasındaki post-modernizmin atağı ile ilgili şekilde, seksenli yıllarda kısa bir süre geçici olarak unutulmasına rağmen, orta yaşlı, altmışlı yılların neo-avangardı ile uğraşan ve uluslararası üne sahip Polonyalı sanatçılara olan ilgi tekrar artmaya başlamıştır. Devamlı Fransa’da yaşayan Roman Opalka‘ nın (d.y. 1931) sanatı, ressam Wlodzimierz Pawlak’ ın (d.y. 1957) ” tabloların diyaloğu ” için bir çıkış noktası olmuştur. Ryszard Winiarski‘ nin (d.y. 1936) rastlantı teorisine göre yaptığı siyah-beyaz, geometrik şekilli tablolar, Jerzy Truszkowski (d.y.1961) ve Robert Maciejuk (d.y. 1965) gibi genç sanatçılar için önemli bir ilham kaynağı olmuştur. Genelde Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da faaliyet gösteren Krzysztof Wodiczko‘ nun ( d.y. 1943) eserlerinin zenginliği ve çeşitliliğinin etkisi ise doksanlı yıllarda topluma yönelmiş genç sanatçıların eserlerinde görülebilmektedir.

” Koloristler ” klasiği

En çok popüler – ve belki de bundan dolayı en çok tartışılan – Polonya kolorizminin geleneği, Polonyalı ressamların sonraki nesillerinin eserlerinde sadece değişikliklere uğramış değil, en son şekilde onaylanmış, resmileştirilmiştir. Yirmili ve otuzlu yıllardaki Paris Komitesi’nin üyeleri, Pierre Bonnard ve Ecole de Paris’ nin öğrencileri olan Polonyalı kolorist ressamların ( Jan Cybis, Jozef Czapski, Piotr Potworowski, Artur Nacht – Samborski, Zygmunt Waliszewski ) sanatı, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve hemen sonrasındaki dönemlerde, içerdiği estetizm, eskapizm ve gösterişli pikturalizm dolayısıyla eleştirilere maruz kalmıştır. Tabloların ressamlar tarafından “ sonuçlandırılması “ Polonyalı koloristlerin yaratıcılığının ana hedefi olarak görülmesine rağmen, herhangi bir siyasi veya toplumsal anlamlarına dikkat etmeksizin, sanatın sonsuzluğuna ve onun değişmeyen sorunlarına inanç, yine de güncel, dramatik bir şekilde ” ahlaki ” ve son olarak siyasi olmuştur. Bundan dolayı koloristlerin sanatsal başarısı – her ne kadar dekoratifliğe doğru eğilimden bağımsız olmazsa da – Polonya’daki çağdaş ressamlığın kalıcı değer olarak kalmasıdır.

Koloristlerin tecrübelerinin benimsenmesi konusunda büyük rolü en önemli çağdaş Polonyalı ressam Stefan Gierowski (d.y. 1925) oynamıştı. Onun olağanüstü gösterişli, soyut eserlerinde; avangardın bilimi ve bilinci, koloristlerin duyarlılığı ve – komünist esiri dönemdeki sanatçılar için çok önemli olan – ahlaki mesajlar birleşiyordu. 1955 yılında Gierowski, Varşova’daki Arsenal Sanat Galerisi’ndeki sergiye eserleriyle katımıştır. Bu sergi, sadece yeni, sosyalist gerçekçilikten çok farklı eğilimlerin bakış açısından değil, daha çok sanat dışından çağrılan ve öncellikle ahlaki kökenli değerler açısından – sosyalist gerçekçilik dönemin sonrasındaki sanatlarını yargılamak isteyen – o zamanki genç sanatçı çevrelerinin bir nevi protesto gösterisi şeklini almıştır. Doğanın düzenliliği, kompozisyonun armonisi ve ahlaki düzen – bütün bunlar Gierowski’nin tablolarında ayrılmaz şekilde birbirleriyle bağlıdırlar. Gierowski yetmişli yıllarda, Tomasz Ciecierski (d.y. 1945), Lukasz Korolkiewicz (d.y. 1948) ve Edward Dwurnik (d.y. 1943) gibi sanatçıları himayesine almıştır. Bu ressamlar grubu – bugünlerde orta yaşlarında – koloristik soyut, peysaj ve natürmortların hakimiyet döneminden sonra Polonya sanatına anlatımlı, entellektüel ve bazen felsefi mesajları da içeren ressamlığı kazandırmıştır. Onların yaptıkları tabloların yüksek ressamlık kültürü ve Gierowski’nin eserlerinin disiplini ise bir sonraki nesli etkilemişti, özellikle de 1983 yılında oluşturulan Varşovalı ” Gruppa “ ‘yı ( Pawel Kowalewski, Ryszard Grzyb, Ryszard Wozniak, Wlodzimierz Pawlak, Jaroslaw Modzelewski, Marek Sobczyk ). Fakat seksenli yıllardaki neslin diğer temsilcisi olan ve ” Gruppa ” ‘daki ressamlarla yaşıt olan Leon Tarasewicz ( d.y. 1957 ), manzaralara ve pigmentin madenselliğine karşı duyduğu hayranlığından dolayı direkt olarak koloristlerin geleneklerinden esinleniyordu.

” Krakow Grubu ” Klasiği

Çağdaş Polonya sanatının ayrı bir geleneğini İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Krakow’daki plastik sanatlar çevresinin mensupları oluşturmuşlardır. Bu çevre 1948 yılında Krakow’da I. Modern Sanatlar Sergisi’ni organize etmiş ve sonunda ” Krakow Grubu ” ‘nda biraraya gelmişlerdir. Grubun lideri, bir taraftan ayrıcalıklı, uslanmaz, kışkırtıcı ve öncü bir sanatçı olan, diğer taraftan ise ” Resmi Avangard ” / ” Oficjalna Awangarda ” / ile savaşan ve XX. yüzyılın Avrupa sanatlarında bile eşi benzeri olmayan – çünkü olabilmesinin bile imkanı yoktu – Tadeusz Kantor ( 1915 – 1991 ) idi. “Krakow Grubu ” ‘ nun sanatçıları, genelde çok önemli şahsiyetler olup eleştirmenlerin onların sürrealizme karşı duydukları hayranlığa dikkat çekmelerine rağmen, aslında hiç bir sınıflandırmaya sığmayan kişilerdir. 1948 yılındaki sergiye Jadwiga Maziarska ( d.y. 1913 ) ve Jerzy Nowosielski ( d.y. 1923 ) gibi Polonya’nın bugünkü sanatında önemli olan kişiler katılmışlardır. Jadwiga Maziarska soyut madde ressamlığının ilk temsilcilerindendir. Benzeri bir durum, teolog, uniteryan ve ikon ressamlığını müthiş bir şekilde sürdüren Jerzy Nowosielski’ nin sanatının fenomeni ile ilgilidir. Onun soyut tabloları, natürmort ve manzara konulu tablolarının dışında katolik, ortodoks ve uniteryan kiliselerinin dekorasyonları, konu farklılıklarına ve aralarında bulunan neredeyse asırlara rağmen her zaman aynı şeyleri ifade eder : gerçeğin ruhsal boyutu üzerine düşüncesini. Nowosielski’ nin sanatı ve özellikle onun teoloji konusundaki bilgeliği, son yirmi yıl süresince sanat hayatına yeni atılan sanatçılar için önemli bir ilham kaynağı olmuştur.

Polonya Poster Okulu Klasiği

Ellili yılların ikinci yarısında komünist sistemin geçici liberalizasyonu, ” modernizm “‘in – ki onun bir kanadını ” Krakow Grubu ” ve Tadeusz Kantor oluşturuyordu – patlamasının muhteşem bir örneğidir. Bu yıllar aynı zamanda Henryk Tomaszewski‘ nin öncülüğündeki Polonya Poster Okulu’nun bir zaferidir. Onların posterleri felsefi, kısaltmalarla dolu ve soyutun sınırlarını zorlayana kadar tutumlu ve aynı zamanda geniş toplumsal etkilenmeyi amaçlayan eserlerdi. Polonyalı poster tasarımcısı sanatcıların uluslararası başarısının doğal neticesi olarak, dünyada ilk olan Poster Müzesi‘nin 1968 yılında Varşova’da açılması ve 1966 ‘dan itibaren bugüne dek organize edilen Poster Bianeli gösterilebilir. Ellili ve altmışlı yıllarda şekillendirilen görsel iletişimin ve özellikle poster kavramı günümüze kadar canlı tutulmaktadır. Piotr Mlodozeniec ( d.y. 1956 ) veya ” Gruppa ” ‘nın mensubu olan ressam Marek Sobczyk ( d.y. 1955 ) gibi bir çok genç sanatçı bu kavramlardan hem isteyerek ilham alıyorlar hem de son on yılda kendi yaratıcılıklarını ekleyerek bu ekolu devam ettiriyorlar. ” Zafryki “ adındaki grafik sanatçılarının ikilisiMlodozeniec – Sobczyk, doksanlı yılların grafik konusundaki en çok ilgi çeken olayıdır.

Dünyaca ünlü Polonyalı sanatçı Magdalena Abakanowicz‘ in ( d.y. 1930 ) eserlerinin genç sanatçıların çalışmalarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Onun üç boyutlu dokumaları, sonra heykelleri, karmaşık kompozisyonları ve mimari tasarımları Polonya sanatının gerçek bir ihraç markası haline gelmiştir. Abakanowicz’ in sanatında ” modern ” arayışların patlama dönemi olan ellili ve altmışlı yılların ruhu sezilebilir. Özellikle form, hacim, tekniklerin ve malzemelerin birleştirilebilme imkanı bu noktadan kaynaklanır.

Halk Sanatlarının Klasiği

Çağdaş Polonya sanatındaki başka bir olaydan daha bahsetmek gerekir, fakat bunun boyutu ve anlamı son yıllarda sanki tamamen kaybolmuştur. Bu da çok geniş anlamda halk sanatları örneklerinin var olması konusudur. Sadece iki sanatçı : Krakow’ daki Jerzy Beres ( d.y. 1930 ) ve Zakopane’deki Wladyslaw Hasior ( 1928 – 1999 ) halk bilincine ve Polonya halk sanatlarını çağrıştıran çok enteresan eserleri yaratmayı başarmışlardır. Beres’ in eserleri biraz bayram, biraz panayırvari, biraz da absürd ahşap konstrüksiyonlar yaratır ve onları çoğu zaman gerçekleştirdiği kendi ” performance ” ‘larında kullanır. Hasior ise daha çok Polonya efsaneleri çevresinde hareket ederdi, onun eserleri biraz ” eski- püskü “‘ ler gibiydi, fakat aynı zamanda ifade açısından güçlü ve sıradan taşralı bir Polonya vatandaşının bilincinin kompozisyonlarıydı.

Post-modernizm ve yeni medyalar

Seksenli yıllarda yeni başlayan sanatçılar sadece XX. yüzyılın Polonya sanatının eserleri ve kültür mirası ile karşı karşıya kalmadılar, aynı zamanda post-modernizm konusunda süren tartışmalarda da aktif rolleri oynadılar ve onun dışında yetmişli yıllardan itibaren Polonya sanatında varlığını hissedilebilir ölçüde gösteren yeni madyaya karşı ilgiyi sürdürüyorlardı. 1970yılında Jozef Robakowski ( d.y. 1939 ) Lodz’da, önce yapısal sonra ise deneysel video filmi ile ilgilenen Film Formu Atölyesi’ni / Warsztat Formy Filmowej / kurmuştu. Bu atölyeden, çizgi filmler alanında ” Tango ” için Oscar ödülünü kazanan Zbigniew Rybczynski çıkmıştır. Bugünlerde Avrupa ” performance ” ‘in klasiklerinden kabul edilen Zbigniew Warpechowski ( d.y. 1938 ) de tam yetmişli yıllarda kendini ifade edebilmenin zirvelerine çıkmıştır. O zamanlarda da Krzysztof Wodiczko‘nun uluslararası kariyeri başlamıştır. Wodiczko, dünyanın çeşitli şehirlerinde bulunan önemli binaların cephelerinde gösterilmek üzere özel diaların tasarımlarıyla uğraşırken, bu şekilde o binalara siyasi ve toplumsal, özgün bir yorum katıyordu. Birkaç seneden beri Wodiczko çeşitli eşyaların prototiplerini tasarlamakla meşguldur ( ” Evsizler için araç “, ” Gezginin bastonu ” ). İşte bu nedenle, Avrupalı ve New York’lu avangard merkezleri ile çok sıkı bir şekilde bağlı olan Polonyalı sanatçının uluslararası pozisyonunu pekiştirdi. Gösterdiği tutum, belirgin çözümler ve toplumsal konulara özenli yaklaşımı, doksanlı yıllarda sanat hayatlarına başlayacak olan genç sanatçıların denemelerinin habercisi olmuştur.

Kiliselerdeki sergi salonları ve dinsel konular.

Seksenli yılların Polonya sanatının özelliği, kilise ile olan bağlarıydı. Katolik Kilisesi Polonya’da her zaman komünizm ile muhalefette idi. 1978 yılında Polonyalı kardinal Karol Wojtyla’nın Papa’lığa seçilmesi, daha önce inanç konularından uzak duran entellektüel ve sanat çevrelerinde Katolik Kilisesi’nin pozisyonunu pekiştirmiştir. Sıkı yönetim dönemi bu konu ile ilgili kesin çözümleri getirmiştir ; hemen hemen tüm sanat çevrelerinin ” resmi ” sergi salonlarını boykot etmesine zorlamıştır. Bağımsız entellektüel ve sanat çevreleri tarafından kabul edilen tek yer olarak kiliseler kalmıştır. Oralarda toplantılar, gösteriler ve sergiler düzenlenirdi. Bu tür etkinliklere az sayıda olan ve dinsel konularla uğraşanların dışında, sanatın belirli, ” en doğru ” konularıyla değil, ahlaki boyutu öncelik olarak onun sanatsal kalite ve en derin sanatsal sebeplerle bağlı olduğunu düşünen neredeyse herkes katılıyordu. ” Gruppa ” mensupları olan ressamların görüşü tam bu şekildeydi. Ancak eklemek gerekir ki, o yıllar ” sacrum ” konularla derin ilginin ve birçok sanatçıların – genç olanları da dahil olmak üzere – iç değişimlerinin dönemiydi. İşte o zaman Jerzy Nowosielski’nin sanatının değeri ve onun dinsel sanatlar, gerçeğin ve tablonun ruhsal boyutu konusundaki düşünceleri tüm gücü ile ortaya çıkmıştır. Bazı dönemlerde çok derin derecede olmasa da, her zaman katolik Polonya toplumu seksenli yıllarda Kilise ilminin daha da derinleştirilmesi konusunda büyük çaba harcamıştı. Bu durum, sanatçıları da kapsıyordu. Fakat bu derin ruhsal tecrübe hiç bir şekilde bir sonraki on yıllık döneme ya hiç, ya da bazı durumlarda – örneğin, Jerzy Kalina ( d.y. 1944 ) veya Wlodzimierz Pawlak‘ın ( d.y. 1957 ) sanatındaki gibi – asgari ölçüde aktarılmıştı. Buna ilaveten, siyasi devrim anı ( 1989 ), o zamana kadar çok yaygın olan Kilise’ye bağımlılığı ve ona duyulan hayranlığın yerine, bir çok sanatçı için kilise’den kopma sebebi olmuş – özellikle radikal çevrelerinde – daha önceki totaliter sistemin getirdiği sınırlanmaların benzeri gibi algılanmıştır.

Biyografinin üstünlüğü.

Çok erken vefat eden Andrzej Wroblewski‘nin ( 1927 – 1957 ) sanatı, seksenli yıllarda sanat hayatlarına yeni atılan sanatçılara, özellikle de ” Gruppa ” mensubu olan ressamlara çok yakındır. Wroblewski’nin yolu – soyut çalışmalardan, çok ilgi çekici olmayan sosyalist gerçekçiliğe angaje olmasına ve sonunda ifadeler dolu biyografik ve varoluşçuluk karakteri taşıyan neredeyse sembolik tablolarına kadar – bir şekilde ilham vericiydi. Seksenli yılların nesli de yakın zamanlara kadar hakim olan avangard eğilimine karşı çıkmak zorundaydı ve o zor zamanlarda – komünist iktidarın represyonlarının, sansürün ve sıkı yönetim döneminin – geçerli olan ” etik ” emirlerinden kendi görüşlerinin ayrıcalığını ve bağımsızlığını korumak istemişlerdir. Ondan dolayı bu dönemdeki sanatçıların biyografiye gösterdikleri ilgiler önemliydi; biyografi, yönlendiren, yön gösteren idi. Meşhur Polonyalı şair Zbigniew Herbert’in : ” Mümin ol, Yürü ” deyişi, tüm neslin epigrafisi haline gelmiştir. Biyografi, birçok sanatçının yaratıcılığı için sığınak ve çıkış noktası olmuştur. Varşova’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde hazırladığı diploma çalışmasında Marek Balka, kendi ilk komünyonunun şiirsel versiyonunu göstermiştir. Krzysztof Bednarski, ” Moby Dick ” adındaki ve sergi salonunu ” patlatan ” enstalasyon-heykelde şahsi tecrübeleri ve babası ile ilgili anılarını dahil etmişti. Benzeri durumu ressamlarda da görmek mümkündür. Seksenli yılların ortalarında bir süre hakim olan ve ani ressamlık jestlerini içeren dışa vurumculuk eğilimi de, biyografinin üstünlük, şahsi tecrübeler, ressamlık ifadesinin şahsiyetliliği ve belirgin bir şekilde kimliği onaylama gibi özellikleri çağrıştırmalar içerirdi. Bu özelliklerin, deneylerin hakim olduğu bir önceki dönemde eksikliği hissedilirdi. Burada da vurgulamak gerekir ki, seksenli yıllardaki gençlerin ressamlığı hiç de apolitik değildi. Fakat onların ressamlığı çok saldırgan bir propaganda türü de değildi, siyasi konulara ilgi, çok sık olarak lekelerin renk kontrastı, eserin önemli adı, simgenin yorumu, edebiyata veya kültürel anlama çağrışım yapmakta saklıydı.

Geleneksel türlerin dönüşü

Seksenli yılların genç sanatçıları bir önceki on yıllık dönemin sanatını, sıkı yönetim döneminde bulundukları durumla karşılaştırıyorlardı. Bu dönemin sanatı sadece en ilginç örneklerde çift anlamlı siyasi yorumu baz alırdı. Çoğu zaman geniş kitleler için anlaşılamayan ve neticede iktidar için rahat olan sanatın deneysel karakteri, eleştirileri provoke ederdi. Bundan dolayı bir sonraki on yıllık dönemin gençlerinde rastlanan avangard eserin gücü konusundaki güvensizlik veya daha doğrusu belirsizlik duygusu, daha sonra siyaset tarafından el konulan sanata genel olarak güvensizlik şeklini almıştır. Seksenli yıllarda sanat hayatlarına yeni atılan bu durumdaki gençlere, Tomasz Ciecierski veya Edward Dwurnik gibi ” genellikçi ” ressamlar daha yakınlardı. Örneğin, Edward Dwurnik’in tablolarının siyasi açıdan nötr olan anlatımı Polonya kültürünün ve siyasi durumunun ezici bir teşhisini içerirdi. İnkar edilemez gerçeğe ihtiyaç, inkar edilemez özgür eserin ihtiyacına dönüşüyordu.

Bu şekilde seksenli yıllar, ressamlık, heykeltraşlık, mimarlık ve sanatkarlık gibi geleneksel sanat dallarına dönüş dönemi olmuştur. Bu da, neo-avangard dönemdeki sanat dalları ve çeşitleri arasındaki sınırları aşma ve silme karşısındaki doğal, post-modernist reaksiyonu oluşturmuştur. Ve bu dönem, sanatın kaynaklarına, temellerine va başlangıçlarına, eserin manası konusunda sorularına dönüşüydü. Polonya’nın durumuna ek olarak, deneylerden arındırılmış değil, siyasi çift anlamlılıktan arındırılmış gerçekten özgür esere dönüştü. Bu anlamda avangard; formal öneri, plastik dilin konsepti veya yeni medyayı dikkate alan deney olarak çekiciliğini yitirmeye başlamıştı. Tutum, yaklaşım olarak ise – gençler onun anlamı ve içinde bulunan imkanlarının bilincinde oldukları için – çekiciliğini kazanmıştır.

Siyasi devrim ve sanat

Direnç ve karşı koyma dönemi olan seksenli yıllar, ülkenin kültür politikasında köklü değişimlerle bitmiştir. Ancak bu durum peşinen kabul edilmiyordu. Bir taraftan sanatçılar sansürden arındırılmış kültüre geniş ve serbest bir şekilde katılabilme imkanı kazanmıştır. Diğer taraftan ise seksenli ve doksanlı yılların siyasi ve ekonomik değişmeleri çok dokunaklı bir şekilde zaten fakir olan sanat çevrelerini etkilemiştir. Sansüre ve baskılara rağmen, komünist ülkedeki sanat hayatının sistemi, sanatçılara yine de asgari düzeyde sosyal güvenliği garanti ederdi. Demokrasi ile birlikte gelen serbest piyasa şartları, bunu bile kaybetmelerine yol açmıştır.

Konuya genel olarak bakıldığında, kültürü siyasileşmiş bakanlık, plastik sanatçıların dernekleri, onlarla birlikte devlet tarafından hem sübvanse hem de kontrol edilen mesleki basın ve eleştirmenler tarafından merkezden idare etme sisteminin getirdiği sınırlamaların kaldırılmasını, yaşlı ve orta yaşlı sanatçılar çoşku ile karşılamışlardır. Genç sanatçılar ise bu organizasyon değişimleriyle neredeyse hiç ilgilenmemişlerdir.

Netice itibarıyla, seksenli yıllarda sanat hayatlarına başlayan gençlerin sanatı, 1989 yılında yer alan rejim ve organizasyon değişimlerinden en çok kazanan oldu. Wojciech Krukowski, o tarihlerde Varşova’daki Zamek Ujazdowski’de bulunan ve deneysel sanatların en önemli sergi salonu olan Çağdaş Sanatlar Merkezi / Centrum Sztuki Wspolczesnej / ‘nin yeni müdürü olmuştu ( aynı zamanda Kassel’deki Documenta’ ya katılan ” Hareket Akademisi ” / ” Akademia Ruchu ” / adındaki tiatronun kurucu ve yöneticisi ). Krukowski, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin yeni sergi, araştırma ve yayın profilini şekillendirmiştir. O zamana kadar Varşova’nın en önemli sergi salonu olan ” Zacheta ” ‘nın yönetici kadrosu da değiştirilmiştir ( şu anda müdürlük görevini Anda Rottenberg üstlenmektedir ). Aynı yılda çağdaş sanat galerilerinin haritasındaki önemini her geçen gün artıran, Krakow’daki özel Starmach Galerisi de kurulmuştur. Bu galeriler bugüne dek Polonya’nın en önemli çağdaş sanat sergi salonları olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler.

O zamana kadar geçerli olan sanat hayatının kurallarının inkar edilmeye başlanmasıyla birlikte mevcut eğitim sistemine ve sanat yüksek okullarına – o döneme kadar onları bitirmeden sanat kariyerine başlamak neredeyse imkansızdı – bağı ve ilgisi olmayan sanatçılar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamışlardır. Seksenli yılların ” yeraltı ” /gayri resmi, yasaklı olan/ sanat hayatının karakteri bu türlü çözümlere ve promosyonlara elverişli idi. Doksanlı yıllarda onlar artık sanat çevrelerinin önemli bir kısmını oluşturuyorlardı.

Medya ve beden arasında

Ancak bu anlatılanların üzerine 1989 yılının dönüm noktası ( Polonya’da komünizmin çöküşü ) ve bu dönüm noktası ile ilgili Polonyalı sanatçıların seçimleri anlam ve doğru orantılar kazanırlar, aynı zamanda açıklanmasını da gerektirirler. Bu an çok ilginçtir, ancak siyasi önemi açısından değil – bu zaten ortadadır. Sanatın iki dönemini, o zaman o kadar güçlü olan siyasi yönünü pas geçip ayırdığı için enteresandır. Siyasi çağlar ayrılırken, onları sanki dikkate almayan, görmeyen ve onlara resmen kulak asmayan sanatı da iki döneme ayırıyor, diğer ilham kaynakları, kanıtlamaları aramaktadır ve – belki de siyasetçilerin göremedikleri – diğer tehlikeleri fark edebiliyor. Sanki sanat, özgür Polonya’nın gazetelerinin yazdıkları ve medyanın gösterdiklerinden farklı bir şeyi anlatıyordu. Polonya’daki modern sanatların araştırmacı ve eleştirmenleri için bu olay özellikle ilgi çekicidir. Polonya sanatı günlük olaylarla ilgilenmemeye başlamış, dahası – bir önceki on yıllık dönemin tecrübelerinin neredeyese tümünü reddetmiştir ( Kilise’ye yaklaşım, geleneksel sanat dallarına dönüş, siyasete karşı çok irdeleyici ve mesafeliyaklaşım vs. ).

Seksenli ve doksanlı yılların sınırında siyasi motif önemli bir şekilde sadece Jerzy Truszkowski’nin ressamlılığında ve Zofia Kulik’in ( d.y. 1947 ) abidesel fotoğraflarında ortaya çıkmıştır. Her iki kişinin eserlerinde de totaliter iktidarın sembollerini göstermekle, siyasi rituallerle oynamalarla ve – özellikle Kulik’in eserlerinde – tüm totaliter sistemlerin üzerine bir düşündürme (reflection) ile karşı karsıyayız. Zofia Kulik’in eserlerinde fotoğrafların ortaya çıkması, o zamanlara kadar geçerli olan, tablo, heykel gibi kalıplaşmış örneklerden vazgeçilmesi dikkat çeker. Yeni medyalara yönelinmesi ( fotoğraf, video ve aynı zamanda bill-boardların, televizyonun ve elektronik iletişim imkanlarının kullanılması ) son on yıllık dönemin sadece Polonya’da değil, diğer ülke sanatlarının özelliklerinden sayılabilir. Bunların içerisinde sadece iletişim araçlarına hayranlık değil, aynı zamanda onlar tarafından şekillendirilen toplum bilincine dikkat çekilme çabaları mevcuttur.

Toplum bilincinin şablonları en güçlü şekilde herhalde Zdzislaw Libera‘nın ( d.y.1959 ) ” Lego ” / ” Klocki lego ” / isimli çalışmasında – küçük toplama kampları inşa etmeyi amaçlayan oyunu – ile ortaya çıkmıştır. Toplumsal iletişimin, mass-medya ve elektronik iletişim araçları tarafından küçülmesi ve ” sulandırılması ” Polonya sanatı için yeni bir konudur. Seksenli yıllarda televizyon ve rejim kontrolündeki basın alaylı sessizlikle ve aldırmayışlıkla boykot ediliyordu. Oluşturmak isteyebileceğimiz Polonyalı bilincinin temeli olabilecek en önemli değerleri belirli bir şekilde tanımlamadan ve onlar için toplumun onayını almadan özgür Polonya’da mass-medyanın gücü, hemen sanatçıların merak konusu haline gelmiştir.

Serbest piyasanın hızla gelişmesi ile ilgili olarak reklamın ve medyanın her yere girmesi, sanki görselliğin ve resmetmenin onlar tarafından ele geçirilmesine sebep olmuştur. Tabloların yaratılması sanatçıların tekelinden çıkıp, reklam uzmanlarının ürünü haline gelmiştir. Özgürlük, müşterileri daha müessir şekilde etkileyebilmek için çeşitli deneyleri dürtükleyen bir etken olmuştur; hem de ” bu neye yarar ” gibi soruları sormadan. Bir çok sanatçıyı büyüleyen bu sanal gerçek her yerde kabullenilmiyordu. Varşova’daki ” Foksal ” Sanat Galerisi daha klasik ifade araçlarının çevresinde olmasına rağmen, yine de avangard geleneklerin dahilinde kalarak bu ilgiyi sanki görmemezlikten gelir. Ancak, doksanlı yıllardaki avangardın – özellikle de klasik soylu olanın – seksenli yıllardaki kadar bile önemi yoktur.

Elektronik medyanın hakimiyeti, onlara duyulan ilgi ve ressamlığın yokluğu, doksanlı yılların sanatında göze çarpan özelliklerdendir. Öncelikle Edward Dwurnik, Wlodzimierz Pawlak, Jaroslaw Modzelewski ve Pawel Susid gibi önceki dönemin ressamları işte o doksanlı yıllarda hayatlarının en iyi eserlerini yapmalarına rağmen, artık eskisi kadar eleştirmenlerin dikkatini çekmezler. Bu durumun sebeplerini belirgin bir şekilde kestirmek oldukça güçtür. Bu günlerde – geleneksel kültür örneklerinin globalleşme tarafından tehlike oluşturduğu dönemde baskın olan liberal ideoloji tarafından değer hiyerarşisinin sulandırılması, sanatsal içeriğin spesifiğinin ve bağımsızlığının reklam, bill-board, spot ve kliplerin lehine çevrilmesi – sanatçının bireysel karnesinin ( hem manuel hem de sanatkar ) daha da önem kazandığı sanılabilir. Ancak tam tersi olur. Ressamın jesti, 1955 yılının sonrasındaki siyasi buzların çözülmesini veya seksenli yıllardaki gibi siyasi jestin anlamını artık taşımamaktadır.

Leon Tarasewicz‘in ( d.y. 1957 ) yaptığı eserler, Polonya ressamlığında son yirmi yıllık dönemde kaydedilen değişimlerin iyi bir örneğini teşkil etmektedir. Sanatçı, seksenli yıllarda çok şahsi, abidesel ve soyut sınırlarına dayanacak kadar sentetik manzaralardan başlayarak, ressamlığın ” environment “‘e, sanki heykeltraş gibi, duygulu yaklaşımla kullanılan pigment ile hacimsel aranjmanlara kadar önemli bir evrimi geçirmiştir. Burada seyircinin, biyolojik boyutu, abidesel tablonun karşısında daha bedensel karşılaştırması ve boyanın fiziksel varlığının lehine, ressamlığın biyografik boyutundan sembolik olarak vazgeçildiği söylenebilir.

Aslında işte bedensellik, insan vücüduna ilgi, bedenin medyum olarak algılanması, kültürel ve biyolojik boyutundaki beden; bütün bunlar sanki medyanın önerdiği şablonlara karşı bir çare, elektronik medyanın sanal gerçeklerine karşı bir çözüm olarak gözükmektedir. Sanatçıların gözünde bedensellik, belirsiz ve global olduğundan dolayı soyut olan XX. yüzyılın kültürüne karşı sanki somut bir sanat gibidir. Vücuda hayranlığın kaynakları öncelikle altmışlı yılların sonu ve yetmişli yılların başındaki ” performance ” ile, özellikle ise Varşova’daki Repassage Sanat Galerisi ile yakından bağlı ve ilgilidir. Bu galeriye Wlodzimierz Borowski ( d.y. 1930 ), Elzbieta Cieslar ( d.y. 1934 ) ve öncelikle heykeltraş Grzegorz Kowalski ( d.y. 1942 ) bağlıydı.

Grzegorz Kowalski’nin Varşova’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki atölyesi, doksanlı yıllarda vücutla, onun kullanılması, biyolojik boyutu ve bunlarla ilgili kültürel sınırlamalarla uğraşan genç sanatçıların ” doğumhanesi ” haline gelmiştir. Bu sanatsal olayın en önemlisi olan ve uluslararası platformda takdirle karşılanıp güçlü bir pozisyon edinen temsilcileri arasında Pawel Althamer( d.y. 1967 ) ve Katarzyna Kozyra ( d.y. 1963 ) yer almaktadır.

Grzegorz Kowalski’nin atölyesi ile ilgili sanatçıların sanat konseptlerinin, bilinçli olarak kışkırtmacı ve – hiç de nadir olmamakla – sert bir karakteri mevcuttur. Sanki, sanatının amacı ve yapı maddesi, somut bir yapıt değil de toplum bilinci olan Joseph Beuys’un konseptini çağrıştırıyor. Kowalski’nin kendisi, ellili yılların bazı ” çağdaşlarının ” konseptlerine – özellikle, Varşova’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde yıllarca öğetim görevlisi olarak çalışan mimar Oskar Hansen’in ( d.y. 1922 ) ve onun 1959 yılındaki ” açık form ” teorisine – karşı duyduğu yakınlığı açıkça ifade eder ve benimser. Grzegorz Kowalski, öğrencilerinin çalışmalarında ellili ve altmışlı yıllardaki Avrupalı ” situationist ” lerin fikirlerini görmektedir. Kowalski’nin atölyesinde gün ışığına çıkan eserlere, Batı’nın yetmişli yıllardaki ” beden sanatı “‘nın tecrübelerinin etkisi ise daha azdır. Şüphesiz, Kowalski’nin atölyesi ile bağlı eserlerinde belirli Polonya kökenleri mevcuttur ve yerli kültür kontekstine duyarlıdır. Bununla ilgili ortaya çıkan skandallar ise, inanç, Kilise, seks ve sosyal normların uygulamaları ile ilgili problemlere uç noktalarından yaklaşımdan kaynaklanmaktadır.

Ancak bu atölyeden çıkan en önemli yapıtlarda uygulanan radikal araçlar, daha çok seçkin ve kültür açısından daha derin şekilde kanıtlanmış önerilerde kullanılmıştır. Venedik Bienali’nde, erkek hamamında gizli kamera ile çekilen video ” enstalasyonu ” için ödül kazanan Katarzyna Kozyra ( çekim sırasında o da erkek kılığına girmiştş ), bu eserini doğudaki hamamlarla ilgili ressamlık kültürüne ve ebedi nü konusuna oturtmakla dikkat çeker. Benzeri bir durumla, onun 1996 yılındaki ” Olimpia ” ( Manet’ten ) video enstalasyonunda karşılşılmıştır.

Miroslaw Balka ise daha entellektüel, ancak uygulanan araçları ( koku, ısı ) olağanüstü şekilde hissederek kendi vücudunu farklı bir şekilde kullanmaktadır. 1992 yılındaki Venedik Bienali’nde yaptığı enstalasyonda kendi vücudunun boyutlarına ve yükseltilmiş ısıya çağrıştırmalar yapmış, ancak bu aranjmanı yaparken, altmışlı yılların ” minimal art ” veya fakir sanatına ( Arte Povero ) özgü araçlar kullanmıştır.

Medya ve beden arasında – Polonya sanatında 1991 – 2000 arasındaki dönem kısaca bu şekilde adlandırılabilir. Seksenli yıllarda sanatçıların eserlerinde direkt olarak görünmese de onları belirli kurallarla şekillendiren siyasetin yerine, bu dönemde öncelikle uygarlık ve medeniyetle ilgili problemlerle karşılaşmaktayız. Polonya’nın bugünkü sanatında Polonya konusu neredeyse yoktur. Toplumsal dayanışma fikrinin devalüasyonu, kurulmaya çalışılan demokrasinin ağır bedeli, liberalizmin sınırsız özgürlük konsepti, serbest piyasa kurallarının hayata geçirilmesi ile ilgili sanat çevrelerinin fakirleşmesi ve sonunda ülkenin kültür politikasının yokluğu – bütün bunlar sanatçıların günlük hayatın konuları ile ilgilenmelerine ve kendi eserlerini onlarla karşılaştırmalarına ikna etmeye yetmez. Bunda sanatçının fonksiyonunun yeni anlamının, belki de yeni ve yine klasik olan duyarlılığının damgası mevcuttur.

Acaba, Polonyalı sanatçılarının bilincine kalıcı şekilde kazılan ve önemli bir tecrübe olan siyasi sınırlamalardan kaynaklanan siyasi tehlikelerin anıları onların Polonya kültürünün arzulanan modelinin projeksyonlarını düşlemelerini mi engelliyor ? Acaba, bundan dolayı mı siyasi tarafın yerini uygarlık ve medeniyet tarafı bundan dolayı mı almış ? Acaba Polonya kültürünün bulunduğu durumun ve planlanan Avrupa Birliği’ne üyeliğimizle ilgili önümüze konulan şartlar ve çağrıların değerlendirilmesine karşı duyulan isteksizliğin kaynağı bunlarda mı saklıdır ?

Ek bilgiler :

1. XX. yüzyılın son çeyreğinde Polonya sanatını şekillendiren önemli sanatçılar :

Magdalena Abakanowicz ( d.y. 1930 )

Heykellerin ve / soyadıyla / ” abakan ” olarak adlandırılan abidesel, hacimsel dokuma eserlerinin yaratıcısı; dünyada en çok tanınan Polonyalı sanatçılardan biri ( ” Oturan kişiler ” / ” Postacie sşedzace ” / , heykeller, keten ve reçinelerden oluşan enstalasyon, 1974 – 1976 )

Pawel Althamer ( d.y. 1967 )

Performer, heykeltraş, aksiyon sanatçısı, video sanatçısı; Grzegorz Kowalski’nin öğrencisi; Kassel’deki Documenta’ya katılmıştır.

Miroslaw Balka ( d.y. 1958 )

Heykeltraş; 1992 yılında Venedik Bienali’nde yaptığı hacimsel aranjmanla uluslararası eleştirmen çevrelerinin dikkatini çekmiştir. Balka’nın eserleri dünyanın en önemli müzelerinde sergilenmektedir.

Krzysztof Bednarski ( d.y. 1953 )

Polonya ve İtalya’da sanatını icra eden heykeltraş ve performer; seksenli yılların en meşhur ” Moby Dick ” adındaki heykelinin ve Rimini’deki Federic Fellini’nin prestijli heykelinin yaratıcısı.

Wlodzimierz Borowski ( d.y. 1930 )

Ressam, performer, aksiyon sanatçısı; ellili yıllardan itibaren sanat hayatının en önemli eleştiricilerinden biri; kısa bir süre Repassage Sanat galerisine bağlı olarak çalışmıştır.

Tomasz Ciecierski ( d.y. 1945 )

Ressam; onun sanatı ” Gruppa ” mensupları olan sanatçıları büyük ölçüde etkilemiştir; Kassel’deki Documenta’ya katılmıştır ( ” Pastırma Yazı ” / ” Babie Lato ” /, tablo, 1979).

Jan Cybis ( 1897 -1972 )

Ressam; Paris Komitesi’nin üyesi; Polonya kolorizminin baş temsilcisi ( ” Kelebekli Natürmort ” / ” Martwa natura z motylkiem ” /, tablo, 1931 ).

Edward Dwurnik ( d.y. 1943 )

Ressam; çağdaş Polonya konusunda ” anlatımlı ” tabloların yaratıcısı; ” Gruppa ” mensupları olan sanatçıları etkilemiştir; Kassel’deki Documenta’ya ve 1985 yılında Paris’teki Bienal’e katılmıştır.

Stefan Gierowski ( d.y. 1925 )

Ressam – soyutçu ; Nowosielski’nin dışında yaşayan en meşhur Polonyalı ressamlardan ; 1955 yılında ” Arsenal ” Sanat Galerisi’ndeki sergiye katılmıştır ; onun ressamlık konsepti ” Gruppa ” ressamlarını çok önemli ölçüde etkilemiştir.

Wladyslaw Hasior ( 1928 – 1999 )

Polonya sanatının çok spesifik anlamlı çağdaş ” halkçılık ” geleneklerine çok güçlü şekilde bağlı olan heykeltraş ; eserlerinde günlük eşya kullanma konsepti dolayısı ile eleştirmenlerin bir kısmı onu haksız yere pop-art sanatçısı olarak sınıflandırıyordu.

Tadeusz Kantor ( 1915 – 1990 )

Ressam; tiyatro eserlerini hazırlayıp sahneye koyan, teorisyen ; ” Krakow Grubu ” ‘nun mensubu ; uluslararası şöhrete sahip, Polonya modern sanatlarının üstün temsilcilerinden biri ( ” Odys’ın Dönüşü ” / ” Powrot Odysa ” /, temsil, 1944 ; ” Deli ve Rahibe ” / ” Wariat i Zakonnica ” /, temsil, 1963 ; ” Ölü sınıf ” / ” Umarla klasa ” /, temsil, 1975 )

Marek Kijewski ( d.y. 1955 )

Heykeltraş ; doksanlı yıllarda şekerlemeden heykeller yapmıştır.

Katarzyna Kobro ( 1898 – 1952 )

Heykeltraş, Avangard ” ar ” grubunun mensubu, zaman-mekan ritmi konseptinin – heykel konusunda en orjinal klasik avangard konseptlerinden biri – yaratıcısı ( Hacimsel Kompozisyonu 4, heykel, 1930 – 1932 ).

Katarzyna Kozyra ( d.y. 1963 )

Heykeltraş, performer, video sanatçısı ; Grzegorz Kowalski’nin öğrencisi ; onun ” Hayvanlar Piramidi ” / ” Piramida zwierzat ” / doksanlı yılların en büyük skandallarından birine sebep olmuştur ; 1999 yılında Venedik Bienli’sinde ” Erkekler Hamamı ” / ” Laznia meska ” / için mansiyonla ödüllendirildi.

Zofia Kulik ( d.y. 1947 )

Heykeltraş, fotogram sanatçısı ; yetmişli ve seksenli yıllarda Przemyslaw Kwiek ile birlik ” performance ” lar gerçekleştiriyordu.

Grzegorz Kowalski ( d.y. 1942 )

Heykeltraş, performer, öğretmen ; onun Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki atölyesinden, doksanlı yılların en önemli ” vücut sanatçıları ” çıkmıştır.

Zdzislaw Libera ( d.y. 1959 )

Enstalasyonlar ve video sanatçısı ; seksenli ve doksanlı yılların en radikal sanatçılarından biri ; 1996 yılında onun ” Lego ” / ” Klocki lego ” / isimli çalışması – küçük toplama kampları inşa etmeyi amaçlayan oyun – eleştirmenlerinin çelişkili tepkileri ile karşılaşmıştır.

Robert Maciejuk ( d.y. 1965 )

Soyutçu ressam ; Gierowski ve ” Gruppa ” mensuplarının etkilerini birleştirebilen, en genç neslin en ilginç isimlerinden biri.

Jadwiga Maziarska ( d.y. 1913 )

Soyutçu sanatçı, ” Krakow Grubu “‘nun mensubu ; onun tabloları madde resamlığına yakın olup, kırklı ve ellili yılların Polonya soyut ressamlık ekolünün en ilginç olayı olmuştur. ( ” Kompozisyon “, tablo, 1948 ).

Piotr Mlodozeniec ( d.y. 1956 )

Grafik ve poster sanatçısı, meşhur bir sanatçı aileden gelmiştir ; Henryk Tomaszewski’nin öğrencisi ; Sobczyk ile birlikte ” Zafryki ” grafik grubunu kurmuşlardır.

Jaroslaw Modzelewski ( d.y. 1955 )

Ressam, ” Gruppa ” mensubu ; Kassel’deki Documenta sırasındaki etkinliklere katılmıştır ; doksanlı yıllarda kararlı bir şekilde figüratif ressamlığını sürdürmektedir.

Jerzy Nowosielski ( d.y. 1923 )

Ressam, teolog, ortodoks ve katolik kilise dekorasyonlarının tasarımcısı ; ” Krakow Grubu “‘nun mensubu ( ” Güvercin Evi ” / ” Dom Golebi ” /, tablo, 1948, Tychy’daki Sw. Duch Kilisesinin duvarları üzerine yapılan tablolar ).

Roman Opalka ( d.y. 1931 )

Şu anda Fransa’da yaşayan ressam ; 1965 yılından itibaren ” saymalı tablolar ” yapmaktadır ; altmışlı yıllardaki neo-avangardın en tanınmış temsilcilerinden biri ) 1965/1 – %Detal 1-35327, tablo, 1965 )

Wlodzimierz Pawlak ( d.y. 1957 )

Ressam, performer, şair ; ” Gruppa ” mensubu ; Kassel’deki Documenta sırasındaki etkinliklere katılmıştır.

Piotr Potworowski ( 1898 – 1962 )

Ressam, ” Paris Komitesi “‘nin mensubu ; ellili yıllarda, İngiltere’de soyut ressamlık akımın önemli bir dalı olan ” Bath Okulu “‘nun kurucularından.

Jozef Robakowski ( d.y. 1939 )

Yapısal filmler ve video sanatçısı ; ” Film Formları Atölyesi “‘nin mensubu ; Kassel’deki Documenta’ya katılmıştır ( ” Benim Video-masokizmim “, video, 1990 ).

Marek Sobczyk ( d.y. 1955 )

Ressam, grafiker ; ” Gruppa ” mensubu ; Kassel’deki Documenta sırasındaki etkinliklere katılmıştır ; Mlodozeniec ile birlikte ” Zafryki ” grafik grubunu kurmuşlardır.

Wladyslaw Strzeminski ( 1893 – 1952 )

Ressam, grafiker, teorisyen ; Kazimierz Malewicz’in öğrencisi ; Polonya avangardının en meşhur temsilcisi, ” ar ” grubunun kurucusu ; ” üniter ” konseptinin yaratıcısı ( Ünistik Kompozisyonu 11, tablo, 1930 – 1932 ; ” Üzerinden “, kapak tasarımı, 1929 ).

Pawel Susid ( d.y. 1952 )

Ressam, şablonlarla yapılan tabloların yaratıcısı.

Leon Tarasewicz ( d.y. 1957 )

Ressam ; Polonya’daki Beyaz Rusya kültür hareketinin faal temsilcisi.

Henryk Tomaszewski ( d.y. 1914 )

Poster sanatçısı ; defalarca ödüllendirilen, en üstün başarılı Polonya Poster Okulu’nun temsilcisi.

Jerzy Truszkowski ( d.y. 1961 )

Ressam, performer ; altmışlı yıllarda Zofia Kulik ile birlikte çalışmıştır.

Zbigniew Warpechowski ( d.y. 1938 )

En çok tanınmış Polonyalı performer ; Kassel’deki Documenta’ya katılmıştır.

Andrzej Wroblewski ( 1927 – 1957 )

Ressam ; 1948 yılındaki Çağdaş Sanatlar Sergisine katılmıştır, sonra sosyalist gerçekçilik ile bağlı, daha sonra da 1955 yılındaki ” Arsenal ” Sergisine katılan önde gelen ressamlardan biri ( ” Vurulmuşlar VIII ” / ” Rozstrzelani VIII “, tablo, 1949 ; ” Kuyrukta Beklemeye Devam ” / ” Kolejka trwa ” /, tablo, 1956 ).

Krzysztof Wodiczko ( d.y. 1943 )

Araç ve eşya tasarımcısı ( ” Evsizler için araç ” / ” Pojazd dla bezdomnych ” ) ; seksenli ve doksanlı yıllarda meşhur binaların cephelerinde gösterilmek üzere özel diaların tasarımlarıyla uğraşmıştır, bu şekilde o binaları kendine özgü bir şekilde yorumluyordu.

2. Doksanlı yılların en önemli Polonyalı sanatçılar :

( resimler )

Pawel Althamer ( d.y. 1967 ) – ” Araç ” / ” Pojazd ” / ( enstalasyon ) 1997

Miroslaw Balka ( d.y. 1958 ) – 31,1 ( enstalasyon ) 1992

Krzysztof Bednarski ( d.y. 1953 ) – ” Moby Dick ” ( heykel – enstalasyon ) 1987

Edward Dwurnik ( d.y. 1943 ) – ” Mavimsiler ” / ” Blekitne ” / ( tablo serisi ) 1992 – 1993

Marek Kijewski ( d.y. 1955 ) – ( şekerlemeden heykel örneği )

Katarzyna Kozyra ( d.y. 1963 ) – ” Hayvanlar Piramidi ” / ” Piramida zwierzat ” / ( enstalasyon ) 1993 ; ” Erkekler Hamamı ” / ” Laznia meska ” / ( enstalasyon, video ) 1999

Zofia Kulik ( d.y. 1947 ) – ( fotoğraf kompozisyon örnekleri )

Zdzislaw Libera ( d.y. 1959 ) – ” Yüzücü ” / ” Kapielowicz ” / ( enstalasyon ) 1991 ; ” Lego ” / ” Klocki lego ” / ( küp oyuncak kutusu ) 1996

Robert Maciejuk ( d.y. 1965 ) – ( tablo örnekleri )

Piotr Mlodozeniec ( d.y. 1956 ) – ( poster veya grafik tasarımları )

Jaroslaw Modzelewski ( d.y. 1955 ) – ” Strzeminski, Malewicz İçin Ağlarken ” ( tablo ) 1985

Wlodzimierz Pawlak ( d.y. 1957 ) – ” Polonyalılar Ulusal Bayrağını Oluşturuyorlar ” ( tablo ) 1989 ; ” Malewicz’e Anahtarlar ” ( tablo ) 1995 – 1996

Marek Sobczyk ( d.y. 1955 ) – ” Warka İçiyorum ” ( reklam ) 1995

Pawel Susid ( d.y. 1952 ) – ” Adsız ” ( tablo ) 1992

Leon Tarasewicz ( d.y. 1957 ) – ” Peysaj ” ( tablo ) 1984

Jerzy Truszkowski ( d.y. 1961 ) – ( doksanlı yıllardan tablo örnekleri )

Krzysztof Wodiczko ( d.y. 1943 ) – ” Evsizler İçin Araç ” / ” Pojazd dla bezdomnych ” ( konstrüksiyon ) 1988

superbahis safirbet polobet maltcasino interbahis grandbetting dinamobet celtabet casinomaxi casinometropol galabet jojobet perabet aresbet asyabahis betnano bets10 casinomaxi casinometropol galabet jojobet marsbahis mobilbahis mroyun perabet imajbet betmarino