Polonezköy mezarlığı

 

 

Köy yolunun çatallandığı yerde, etrafı çevrili, hafifçe aşağıya süzülen eğimli bir alan, onun üzerinde ise beyaz mermerden sütunuyla bir lahit yükselir; mezarlıktır burası, Adampollülerin ebedi dinlenmeye çekildikleri yer.

Türkiye’deki Polonya Kolonisi, 1842 yılında, Çingenelerin konakladığı yer olması nedeniyle o zamanlar Çingene Konağı adıyla anılan yerde, Milli İhtilal Hükümeti’nin sabık başkanı ve Paris’teki merkezine atıfla Otel Lambert diye adlandırılan siyasi göçmen grubunun önderi Prens Adam Czartoryski’nin kararıyla kuruldu ve onun adını aldı; önceleri Adamköy, yani Adam’ın Köyü, daha sonraları ise Adampol diye anılır oldu.
Köyün kuruluşuna yoğun şekilde emek verenler, kendisine Prens tarafından Otel Lambert’in Şark Ajansı, diğer adıyla Carogrodzka Ajansı, müdürlüğü görevi verilen Michal Czajkowski (1850’de İslam’ı kabul ettikten sonraki adıyla Mehmet Sadık Paşa) ve eşi, Vilnalı bilim adamı Prof. Jedrzej Sniadecki’nin Boğaz kıyısına gelip yerleşen kızı, Ludwika Sniadecka olmuşlardı. Prens Czartoryski’nin, Lazaryen rahiplerinin misyoner tarikatından önceleri kiraladığı, daha sonra ise satın aldığı bu topraklara, 1830/1831 Ayaklanması’ndan sonra vatansız kalan, çoğunlukla savaş esiri olarak, daha sonra ise düpedüz köle olarak aşağılanmayı ve esareti en uç noktalarında yaşamış Polonyalı yurtsuzlar yerleşmeye başlamışlardı. Yabanıl, ama şairlere ilham kaynağı olabilecek güzellikteki bu araziyi, çıplak elleriyle, tırnaklarını kanatırcasına emek harcayarak verimli tarlalara ve çiçekli meyve bahçelerine çevirmeye girişenler, işte onlardır.
18 Şubat 1842 tarihinde, imar için belirlenen bu alanda, artık 4 Polonyalı vardı. 19 Martta ilk kulübenin duvarı kutsandı, Lazaryenler’n Baş Rahibi o. Leleu ve Prensin adına Michal Czajkowski inşaa edilen bu duvarın ilk taşlarını koydular. Aynı yılın Nisan ayında Adampol’e, çoğunluğunun geçmişinde esirlik yaşantısı bulunan, eski asker 9 Polonyalı çoktan yerleşmişti bile.
Daha ilerideki yıllarda Adampol toprağı, parçalanmadan önceki Polonya’nın çeşitli yörelerinden gelen yeni göçmenleri, köye Galiçya Ayaklanması’ndan ve Macaristan’daki Halkların Baharı’nın yenilgiyle sonuçlanmasından sonra gelen, Kazak alaylarından ve Michal Czajkowski ile Gen. Wladyslaw Zamoyski’nin kurup komuta ettikleri Sultanın Kazakları tümenlerinden Polonyalı askerleri kendisine çekmişti. Kolonistlerin başlarda belirsiz ve sürekli değişen sayısı da istikrar kazanmaya başlamıştı.
30 VI 1842 tarihli Koloni Tüzüğü, köyü yurt edinen herkesin Polonyalı yahut en azından İslav, aynı zamanda Katolik olmalarını ve ahlaki ehliyete sahip bulunmalarını, erkeklerin Katolik kadınlarla yahut Katolik olmayı isteyen kadınlarla evlenmelerini şart koşuyordu. 1866’da köyün nüfusu 88 kişiydi, XIX. yüzyılın sonunda bu sayı ikiye katlandı.

XX. yüzyılın 20’li yıllarında, Adampol’de, etrafları meyve bahçeleriyle çevrili 47 bakımlı kulübe ve 165 köy sakini bulunuyordu. 1956 yılına gelindiğinde köy, Polonyalı ve evlilik yoluyla koloniye katılan 171 kişiyi barındırıyordu. 1956-70 yılları arasında, Adampol’den 43, köyde arazisi olup ta İstanbul’da yaşayan 8 kişi, temelli olarak köyü terk ederek Avustralya, Almanya ve ABD’ne gittiler. Halen, ilk kolonistlerin torunları olan yaklaşık 85 kişi, aileleriyle birlikte yaşamlarını köyde sürdürmektedirler.
Yaşanan pek çok zorluğa karşın, Türkiye’deki Polonya Kolonisi, bu türden başka denemelerin aksine, kalıcı olmayı başarmıştır. Sakinlerinin yazgının zorluklarına ve doğa güçlerine karşı verdikleri mücadele, özellikle de vatanseverliği bir külte dönüştürmeleri (3 Mayıs Anayasası ve Kasım Ayaklanması’nın yıldönümleri gibi Polonya Ulusal Bayramları köyde her yıl törenlerle kutlanmaktadır), Katolik inançlarını ve ulusal geleneklerini korumaları, Adampol’e, yalnızca işgal altındaki Vatanda değil, ama dünyanın dört bir yanında ün kazandırdı.
Birçok tanınmış kişinin köyü ziyaret etmesi de bu yüzdendir; Franciszek Liszt, Gustaw Flaubert, Vatikan’ın diplomatik temsilcisi ve sonradan Papa Jean XXIII seçilen Angelo Roncalli, çağdaş Türkiye’nin kurucusu büyük devlet adamı Atatürk, Polonya Cumhurbaşkanları Lech Walesa ve Aleksander Kwasniewski ve başka birçok ünlü siyasetçi, diplomat ve sanatçı Adampollülerin konukları olmuşlardır.
1992 yılı Adampol’ün 150. Kuruluş yılıydı ve bu yıldönümü hem Polonya’da hem de Polonyalı kolonistlerin ikinci vatanları Türkiye’de törenlerle kutlandı.
Dua edilen yer ve aynı zamanda da köy sakinlerinin törenlerde buluşma noktaları gelenekler gereği kilise olmuştu. Adampol’e ilk Tanrı Evi, aslında küçücük bir kiliseydi bu, hemen daha 1845 yılında kurulmuştu; 1870’de yenisi inşa edildi ve bu yeni kilisenin 1894’deki depremde yıkılmasının ardından, 1914’de bugünkü Czestochowalı Meryem Ana Mabedi inşa edildi.
Ölen Adampollülerin gömülmeleri için, köyün kuruluşundan yine kısa bir süre sonra köy arazisinde bir yer belirlenmiş olmasına karşın, Adampol’ün kilise kayıtlarındaki ilk defin kaydı 26 VI 1848 tarihini taşımaktadır. Michal Czajkowski’nin tasarısına göre, Adampol Mezarlığı, yalnızca köy sakinleri için değil, ama diğer bütün Polonyalı gezginler için de ebedi dinlenme yeri olacaktı. İstanbul’da 1855’de ölen, Polonya’nın en büyük şairi Adam Mickiewicz’in de bu mezarlığa defnedilmesini istemişse de, bu tasarısı sonuçsuz kalmıştır. Ancak, Czajkowski, yine İstanbul’da 22 Şubat 1866 tarihinde ölen eşi Ludwika Sniadecka’yı buraya defnetti. Bu, Adampol Mezarlığı’ndaki üzerinde yazılı bir kitabenin bulunduğu en eski mezardır, gerçi Sniadecka’nın defnedildiği ve Gordon Tepesi adını taşıyan alan, o zamanki mezarlığın sınırları dışında kalıyordu. Sniadecka’nın mermerden lahdi üzerine Polonya Cumhuriyeti’nin (Polonya, Lituanya, Rus) ve Sniadecki ile Czajkowski ailelerinin armaları işlenmiştir. Mezarın üzerindeki ince sütun, yarım kalmış bir ömrü sembolize etmektedir ( Sniadecka’nın bir Katolik olarak ölmesine karşın, köy sakinleri bu sütunu onun inancındaki kırılmanın sembolü şeklinde yorumlamışlardı). Lahit üzerindeki yazıda şunlar okunur:
Sniadeckiler’den/ Ludwika / Sadık / Jendrzej’in kızı Jan’ın gelini/ Osmanlı Ejderlerinin ve Kazaklarının Komutanı General eşi / 22 Şubat 1866 tarihinde Konstantinapol’de Cihangir’de vefat etmiştir Adamköy’de Polonya toprağına defnedilmiştir

Eşi, 1872’de o zamanki Çarlık Rusyası (bugünkü Ukrayna) topraklarına gitmiş, orada son ikametgahı olan Parchimow’daki bir köy evinde, 1886’da intihar etmiştir. Ancak, etrafı – yerel geleneğe göre – taştan duvarı üzerinde işlemeli demirle çevrelenmiş, ortasında uzun bir çam ağacı bulunan ve mezarlığın o bölümünde diğer mezarların ondan itibaren sıralandığı; ismen kimlere ait olduğu halen bilinmese de, tahminen Fransız Lazaryenleri tarafından defnedilmiş üç kişiye ait gösterişli mezar; Adampol Mezarlığı’nın günümüze kalan en eski mezarıdır.
Adampol’ün ilk kolonistlerinin mezarları ya mezarlık toprağına “karışmış” ya da güçbela görülen, sahibi meçhul, ufak toprak tepecikleri halinde günümüze kalabilmişlerdir; “… Üzerlerinde ” Hürriyet için savaştı” yazılı onlarca tahtadan haç, eskilikten çürüyüp dağılmışlardır, ama onların altında sonsuz uykuya dalanların ruhu, bugünkü Adampol kuşakları arasında yaşamakta ve onlara Polonya-Ana’ya karşı olan sorumluluklarını hatırlatmaktadır…”, diye yazmış 1922 yılında, Adampol kolonistlerinden öğretmen Pawel Ziolkowski ve şimdi O da bu mezarlıkta yatıyor.
Adampol toprağı, köyün yalnızca Polonyalı sakinlerini değil, ama aynı zamanda, Polonya kolonisine katılarak yuvalarını burada bulmuş başka uluslardan köy sakinlerini de, Katolik Almanları, koloni dışında (özellikle İstanbul’da) yaşayan Polonyalıları ve onların başka uluslardan insanlarla yaptıkları karma evliliklerinden doğma çocuklarını, I. Dünya Savaşı sırasında esir düşüp daha sonra köye yerleşen Rusları ve türlü yazgının buraya savurduğu “kader kurbanlarını” bağrına basmıştı.
Ludwika Sniadecka, Wladyslaw Jelenski, Antoni Wieruski gibi ansiklopediler ve sözlüklerden tanıdığımız pek çok kişinin yanı sıra, bazıları tarafından İmparator François Joseph’in oğlu olarak kabul edilen, Adampol’ün en esrarlı sakini Heinrich Albertall ya da “Büyük Prenses Halicz Halicka” gibi giz dolu ve adları az duyulmuş kişiler de, fırtınalı bir yaşantıdan sonra ebedi huzuru Adampol Mezarlığı’nda bulmuşlardı. Ancak en önemlisi, burada, üzerleri güzel ve belki biraz arkaik bir Lehçe ile yazılmış mezar taşlarının altında yatan Polonyalılara, ulusal ayaklanmaların ve Vatanın hürriyeti için başka sancaklar altında yapılan savaşların gazilerine; asker ve subaylara, kolonistlere ve onların eşleriyle çocuklarına (özellikle bu son sayılan grupta, ağır yaşam şartları nedeniyle, ilk yıllarda ölüm oranı çok yüksekti) ait yaklaşık (toprak mezarların kaybolmasından ötürü tam sayıyı tespit etmek güçtür) 270 mezar bulunuyor olmasıdır.
Adampol Mezarlığı’na kaç Polonyalının defnedildiğini tespit etmek olanaksızdır. 31 Aralık 1998 itibariyle mezarlıkta isimli 229 mezar bulunmaktaydı. Adampol Kilisesi Vefat Kütüğü, 1848-1998 yılları arasında, İstanbul’da gömülen 15 ve nereye gömüldükleri bilinmeyen 9 kişi de dahil olmak üzere, 334 kişinin ölümünü kapsamaktadır. Ancak bu kütükte kopukluklar bulunmaktadır (hem tek tek bazı yıllar atlanmış hem de 1941-1949 yılları arasında önemli bir boşluk bırakılmıştır), üstelik düzenli olarak tutulmamıştır; ölen kişinin çoğu kez ölümünden birkaç yıl sonra kayda geçirildiği olmuştur. Polonyalılar, İstanbul’da özellikle Feriköy Katolik Mezarlığı’na defnedilmişlerdir; Adampol’ün bu ilk kolonistleri arasında Wojciech Pietras (öl. 1862) ve Grzegorz Szatowski (öl. 1883), yerel cemaatin din adamı Peder Antoni Wojdas ile 1938 yılında yoksulluk içinde ölen, Kafkaslarda petrol yatakları sahibi ve Norveç’in Kırım Konsolosu, Bolşevik İhtilali’nin ardından Türkiye’ye kaçan Jozef Gorski de bulunmaktadır.
1853-1859 ve 1867-1885 yılları arasında Adampol’ün yöneticiliğini yapan, sultanın doktoru, Adam Mickiewicz’in ölümünde de şairin yanında bulunan, (Kırım Savaşı’ndaki yararlıklarından ötürü Onur Lejyonu Madalyası ve Türk Nişanı ile ödüllendirilen, ayrıca Abdül Mecid’in fermanıyla onurlandırılan) Dr. Stanislaw Drozdowski (1809-1885) ve 1900 yılında ölen kolonist Tomasz Mioduszewski, De la Paix Hastanesi Mezarlığı’na defnedilmişlerdir.
Adampol’deki en eski mezarlar, girişten itibaren, mezarlığın orta ve sol bölümünde kümelenmişlerdir, çoğunluğu isimsiz ve topraktan yapılma mezarlardır. Ancak, ayaklanmalarda ve Türkiye’de oluşturulan Polonya birliklerinde savaşmış Polonyalı subaylara ait birkaç ilginç mezar, anıt mezar formunda, günümüze kadar kalabilmişlerdir. Mezar taşlarının hemen hepsi (31 XII 1998 itibariyle 3’ü hariç) Lehçe ile yazılmışlardır. Yukarıda sözü edilen kişilere ait mezarlardan başka, not edilmeye ve görülmeye değer mezarlar da var; bunlar görünürde sıradan, az tanınan insanlara, koloninin ağır günlük işlerini üstlenen gizli kahramanlara ait mezarlardır; geride kalan yakınlarına, kitabelerin üzerine oyulmuş metinlere yansıyan, acı ve hüzün bırakmışlar. İşte bunlardan biri: Kıymetli ve dindar/ annemiz ve büyükannemiz burada yatıyor/ ailesini melek şefkati ve sevgisiyle kuşatıp/ evlatlarının arasında sonsuza dek hatırlanmaya mazhar oldu/ (Krzeminskiler’den Anna Dochoda, 1867-1938). Leszek Ziolkowski ve Tekla Biskupska’nın 1913’de ölen çocuklarına ait mezarın kitabesi: İki masum ve birbirine kardeş çiçek/ aynı anda solup/ aynı mezara düştüler/ ya da Janusz Dochoda’nın (1899-1979) mezar taşındaki yazı: Kıymetli babamız/ saygı duyulan bir çiftçi ve avcı idi/ misafiri sever ve herkese yardım ederdi/ Tanrım ödüllendir onu ve ebedi istirahatından mahrum bırakma/.

Bugün Polonezköy’ün mülkiyeti olan mezarlık, 5740 metrekarelik bir alandır.
1983 yılında Türkiye’de bulunan “Elektrim” şirketi çalışanlarının yardımı ve köy sakinlerinin katkısıyla mezarlık duvarla çevrilmiş, girişe de bir açıklama tabelası yerleştirilmiştir (bu işin yapım projeleri İstanbul’da “Megadex Bistyp” Proje Bürosu’nda yapılmıştır).
1986-1987 yıllarında Varşovalı Yük. Müh. Mimar Jan Krzysztof Cichy, Adampol Mezarlığı’ndaki kitabelerin bir envanterini çıkardı.
1998-1999 yıllarında ise, Savaşlar ve Savaş Acıları Hatıratını Koruma Kurumu’nun uzmanları, bu envanteri tamamlayıp mezarlık alanı ve mezarların konservasyonu ile ilgili bir mimari rapor hazırladılar. Bu olağanüstü “kabristana” asıl görüntüsünü kazandırmak için, bu rapor temelinde bir restorasyon ve düzenleme işleri programı oluşturuldu. Mezarlarını zamanın yok ettiği kolonistlerin adlarının da anı tabelalarında kalıcı kılınmasına karar verildi.

Konservasyon çalışmaları, 1999 Eylülünde, Savaşlar ve Savaş Acıları Hatıratını Koruma Kurumu’nun siparişi üzerine ve kurumun finansman desteğiyle, Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’nden Yardımcı Doç. Dr. Janusz Smaza’nın yönetiminde yürütüldü. Aynı zamanda, başta Muhtar Frederik Novvicki ve yardımcısı Daniel Ohotski olmak üzere, Adampol Mahalli İdaresi de, restorasyon ve düzenleme işleri için hazırlanan programı, Savaş ve Savaş Acıları Hatıralarının Korunması Kurulu Bürosu’ndan Mimar Mühendis Jaroslaw Skrzypczyk’ın projesine göre, hayata geçirdi. Ölmüş Adampollülerin hatırasına ve ilk kolonistlerin kaybolan adlarının hatırlanması amacıyla da Varşova’da tabelalar hazırlandı. Bu girişimi, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu destekledi.