Mavi Yolculuk

 

 

Milas-Bodrum meydanından ‘te-ker kestiğimde’ saat 17:02’yi gösteriyordu. Hemen sahile vurdum kendimi. Güllük Körfezi’nin dantel işleme kıyılarından güneye iniyorum. Kazıklı’yı, Narlıbük’ü geçip, Kıyıkışlacık üzerinde antik İasus kentinin kalıntılarını izliyor, fazla oyalanmadan devam ediyorum. Güllük’ü geçip, Mandalya Körfezi’nin ömre bedel derin mavi sularının üzerinden uçarak Güvercinlik’e geliyorum. Son yıllarda “Medeniyettir bu!” diye betonla işlenen doğa katliamları yüreğimi dağlıyor. Motora gaz verip, devam ediyorum… Bodrum antik limanı üzerine geldiğimde Şövalyeler Kalesi etrafına yayılan, artık gelişmiş bir kent cesametine ulaşmış yerleşime hayretle bakıyorum. Dağ, taş, dere, tepe, oyuk, kovuk her yer dolmuş.

YİTİK EBEDİ GENÇLİK PINARI  

 

Burnu kuzeye doğru kırıp, yarımada üzerinde bir tur attıktan sonra, güneye baş verip yoluma devam edeceğim. Göktepe Dağı’nın eteklerinde gördüğüm derin çukurun üzerinde antikçağın yedi harikasından biri olan Mausoleion’un olduğuna inanmak zor. Eskiden savaş tanrısı Mars’a adanmış tapınağın hemen aşağısında antik tiyatro akşamki konseri bekliyor. Mendireğin batı ucunun açıklarında Büyük İskender’in aradığı ebedi gençlik pınarını arıyorum, ama yok. Karaada’yı solumda bırakarak Gümbet üzerinden su yüzeyine paralel uçuyorum. Bitez, Kargı, Karaincir, Akyarlar koylarını taraklama geçiyor, Turgutreis, Kadıkale, Gümüşlük üzerinden yarımadanın manzarasını overlok kıvamında işliyorum. Yalıkavak’tan sonra yükselerek burnu güneye veriyorum.

GÖKOVA’YA KUŞBAKIŞI

Gökova Körfezi’ne 6000 feet’e tırmanarak kuşların gördüğü biçimde bakıyorum… Beynim, gözlerimden süzülüp içime akan bu güzelliği kavramakta zorlanıyor. Bir süre sonra alçalıyorum. Aç bir martı gibi denizin üzerinden kıyı şeridini takip ediyorum. Kargıcık, açığında Orak ve Kıstak adaları, Alakışla, Çökertme, Örenburnu… Akbük’ü altımda bırakıp, Gökova iskelesinin üzerinden tekrar batıya dönüyor, körfezin güney kıyılarını kat etmeye başlıyorum. Çamlı Koyu, Sedir Adası, Karacasöğüt üzerinden geçip, Değirmen Bükü’ne giriyorum. Burası cennetin içinde gizlenen çekirdek cennet… Çamlık, Okluk’tan aşağı iniyor, onlarca harika girintinin her birine bakıyor, Çamur’dan yukarıya, Malderesi’ne baş veriyorum. İngiliz Limanı’nı turlayıp, Hırsız Limanı’na çıktığımda, tekrar batıya kırıyor, Ayın Körfezi’ne çıkıyorum. Yediadalar üzerinde seğirtirken Gökçeler Bükü üzerinden aşağıya inmeye başlıyorum. Yarımada Küçükçatı’da kopacakmış gibi inceliyor. Hemen solumda Hisarönü Körfezi uzanıyor, ama ben devam edip, Datça’ya varıyorum. Şimdi artık Hisarönü göklerindeyim, ama önce Tekirburnu’na kadar uzanıp, tarihte insane elinden çıkma en güzel sanat eserinin titreşimlerini yaşayabilmek ümidiyle Knidos’a gidiyorum.

GÖKYÜZÜNDE DEFNE KOKUSU

Datça Yarımadası’nın Ege’yle kucaklaştığı Tekir Burnu üzerinde uçarken, kokpitin açık penceresinden mersin ve defne kokuları kabin içine doluyordu.
Knidos yıkısı, köpüklerinden doğduğu denizi yüksek bir yarın üzerinden yüzlerce yıl seyretmiş olan tanrıçalarını yitirmenin hüznüyle uzanıyordu altımda. Bugün denizin iki yanında küçük limanlar oluşturan kara parçasının ucundaki geniş alan, antikçağda ‘Tropium’ adıyla anılan bir adaydı.
İmbat şiddetini giderek artırıyor. Deniz kabarmaya başladı… Dalgalar eskiden Knidos olan Tekir Burnu’nun kayalıklarını dövüyor. Uçağın burnunu Dalaman’a kırıyorum. Batı rüzgârını kuyruktan alınca uçak hız kazanıyor. Son bir kez geride bıraktığım antik kentin kalıntılarına bakıyorum.

Büyük bir dalganın kayalıklarda kırılmasıyla uçağımın altına kadar yükselen köpükler mitolojik bir söylencenin cisimlenmesi gibi geliyor bana: “Afrodit Anadiomene-Dalgaların köpüklerinden doğan Afrodit”.
Ufka doğru uçuşuma devam ederek, en nihayet Dalaman Havalimanı’na teker koyuyorum. Saat 18:03. Elifi elifine… Valla, tadı damağımda kaldı. “Bu kadarı beni kesmedi” derseniz, gelecek sefer, Likya üzerinden güneye gideriz. Cennetin alt uçlarına kadar…

Değer biçilemeyen çıplak Afrodit

Önceleri bugünkü Datça kasabasının yerinde olan yerleşimlerini daha sonra Tropium Adası’na taşıyan Knidoslular, şarapları ve deniz ticareti ile varsıl olmuşlardı. Denizcilik ilerledikçe Ege rüzgârlarına açık olan limanlarını geliştirmek amacıyla adayı ana karayla birleştiren bir mendirek inşa ederek iki güvenli liman sahibi oldular. Böylece denizden elde ettikleri zenginlik de sürekli arttı. Knidos’u tarihe geçiren ise ne kent devletlerinde kurdukları yapılar ne de denizcilik ve şarapları oldu. Onu bütün dünya Praksiteles’in efsanevi Afrodit yontusu ile tanıdı. Antikçağın en büyük birkaç sanatçısından biri olan Praksiteles, biri yarı giyinik, diğeri çıplak olmak üzere iki heykel yaptı. Bunları önce yörenin en varsıl devleti olan Kos (İstanköy) Adası’nın hükümdarına önerdi. Kos kralı, tercihini daha ‘mazbut’ olan giyinik yontu lehinde kullandı. Çıplak olanı ise Knidoslular aldı ve hemen bir ‘Monopteros’ inşa ederek kentlerinin denize bakan en yüksek yerine yerleştirdiler.  Bu da Knidos’un tüm dünyada ünlenmesinin başlangıcı oldu.
Sonraları çok pişman olan Kos Kralı Nikomedes, Çıplak Afrodit’i satın almak için kent yöneticilerine kendisine olan tüm borçlarını silmeyi dahi önermesine karşın, Knidoslular tanrıçalarını vermeyi reddettiler. Yüzyıllar boyu insanlar yalnızca onu görebilmek için Knidos’u ziyaret etti. Denizciler yollarını uzatmak pahasına Knidos açıklarından geçip uzaktan da olsa onu görebilmek istediler.
Yaklaşık 750 yıl sonra Bizans İmparatoru II. Thedosius, Knidos Afrodit’ini İstanbul’a getirterek bugün Divanyolu’nun girişinde bulunan Firuz Ağa Camii’nin arkasındaki ‘Lausus Sarayı’na yerleştirdi. 476 yılında çıkan bir yangında kentin neredeyse yarısıyla birlikte Lausus Sarayı’nın tüm sanat hazineleri de kül oldu.

NASIL, KAÇ LİRA?

Yazıda anılan türde bir uçuşu kendi başınıza gerçekleştirebilmek için öncelikle PPL denilen bir uçuş lisansınızın ve en az 200 saate yakın uçuş deneyiminizin olması gerekiyor. Ama şart değil. Uçağı pilotlu kiralamanız da mümkün. Böyle bir uçağa üç kişi binebilirsiniz. Topair, Machair, Bonair ve benzeri şirketlerden saati 250-350 dolar arası uçak kiralayabilirsiniz